Eylül 02, 2015

I cant even imagine!


bugün sonbaharda aralarına katılacağım ekiple tanıştım skype'ta. çoooooook tatlı insanlar. sadece birkaç aylığına bile olsa orada çocukluk hayalim olan işi yapacağımı öğrendim. acayip afili bir gazeteci, genel yayın yönetmenim olacak oraya gittiğimde. üstelik türkiye'de hayalini bile kuramayacağım bi teklif getirdi bana, ekrana çıkmayı önerdi. burada sadece "çok güzel" kadınlar ekranı hedefler. onlar da bar çıkışı paparazzilere yakalanacakları günlerin özlemiyle bir basamak olarak görürler o işi genelde. 20'lerin başında saçma sapan spikerlik kurslarına dünyaları ödeme gücü olan, ama işte iyi bir diksiyonun yanında iyi cümleler kurabilecek kadar kafası çalışan tipler olmaz onlar genelde. zaten ekseriyetle birilerinin akrabaları filan olurlar. yani entelektüel emeğiyle gerçekten sahada olmaktan keyif aldığı, önce kendi merak ettiği için filan çalışan insanlar ekran hedeflemez. böyle söylüyorum diye hayalim hep ekran önünde olmakmış da fırsat bulamamışım sanılmasın. çünkü ben oradaki içeriğe tavım zaten. becerebileceğimi bile sanmıyorum ama denerim, ne kaybederim ki! endişelerimi sevgili geçici amerikalı gyy'me de anlattım. çok ama çok tatlıydı. biz her şekilde yardımcı oluruz, hiç önemi yok, dedi. ama bunun senin için çok eşsiz ve iyi bir fırsat olacağına inanıyorum, filan dedi. allaaam türkçe anons çekmeyi bilmeyen insanım, bi de ingilizcesini nasıl yapıcam diye düşünürken, ister türkçe konuş ister ingilizce, her şekilde almanca altyazıya ihtiyacın olacak, dedi. :)

skype'ı kapattıktan sonra acayip hüzünlendim gözlerim doldu. kilometrelerce ötede, oraya kilometrelerce öteden gelmiş bir adam benim hayatımda olumlu bir etki yaratmaya çalışıyor ve bu konuda çok samimi. buradaysa insanlar işinde iyi de olsan kötü de sürekli üstüne basmaya çalışıyor. (bak yine ağlıcam) baya dünyada namı yürüyen bi insan ve ben oraya gidiyorum, oradaki türklerle onlar arasında bir iletişim kurma fırsatı olabilirim, diye baya heyecanlı. kompleksten, artizlikten eser yok. kaç yaşında adam, elinde cep telefonuyla bütün ofisi gezdi, herkesi tanıttı bana. espriler havada uçuştu filan.

oraya gidip dönmek istememekten çok korkuyorum. çünkü skype'ı kapattığımda gözlerimde titreşen iki damla vardı. korkuyorum. son anda bi şey olucak ve bozulucak diye resmen korkuyorum. ya da yanılıcam diye çok korkuyorum. çünkü ne zaman beni heyecanlandıracak bi şey bulsam akabinde süratle kaybediyorum.

neyse..

evrene pozitif mesajlar gönderiyorum. umarım en azından orada bir şeyler yolunda gider. çünkü ben artık iyiden iyiye kendime olan güvenimi yitirdim. heyecanımı da yitirdim. bi şeyleri başarabildiğimi hatırlamaya ihtiyacım var. hem de çok!

sevgiler
jk

ps: bu arada sadece gündem bile sağlıklı bir insanı sinsice depresyona sokmaya yetebilirken hâlâ nasıl oluyor da sabah kalkıp karınca gibi o metrobüslere doluşup 1.5 saat yol çekip işlerimize filan gidebiliyoruz ve hâlâ nasıl metrobüste insanlar çekip birbirini vurmuyor, bi şekilde sükunetini koruyor, bilmiyorum. ben baya etkileniyorum olup bitenden ve haberleri izledikten sonra tansiyonum düşüyor, kalp atışlarım bozuluyor. yer ayaklarımın altından kaymaya başlıyor. mübalağa ettiğimi düşünüyorsunuz belki ama cidden evde koltuktan kalkıp banyoya giderken bi gün düşüp bayılacağım. kendi yüklerim de yeterince ağır olduğu için fiziksel tepkiler vermeye başladım. mesela gün içinde izlediklerimi gece rüyamda görüyorum gece 3'te yattıktan 2-3 saat sonra kalkıp tekrar uyuyamamak gibi, olup biteni dert ediniyorum. haberleri takip etmekten kaçıyorum artık.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder