Temmuz 26, 2015

istanbul sizin olsun!


işi bırakmak, berlin school of economics'te prof. dr. friederike maier'le the harriot taylor mill institute'te gender economics üzerine bir şeyler yapmak istiyorum.

bu kadını geçenlerde fark ettim. aklımdan atamıyorum.

iş değiştirdim ve ilk defa istanbul'da asgari geçim standardını yakaladım ve fena sayılmayacak bir maaşım oldu. ama şimdi de günde 10 saatten az çalışmıyorum. bir kere bile saat 6'da çıkmadım işten. üstelik günün sonunda yaptıklarıma baktığımda anlamlı şeyler bulmuyorum.

üstelik geçen hafta purpose of statement'i yazarken çok keyif aldım. apaçık ki benim okumaktan, dinlemekten, araştırmaktan sıkılmadığım bir konu var. ama türkiye'de ve türklerle bir şeyler yapmak istemiyorum. çünkü burada öğrenci olmak, burs bulmak, part time ya da freelance çalışacak iş bulmak vs hepsi çok zor.. üstelik kasabalı hırs küpü, elinin-ağzının-gözünün ayarı olmayan insanlarla çalışmaya çalışmak da çok sıkıcı. ve istanbul'da onlardan her iş yerinde en az bi tane mutlaka var. herkeste bir gösteriş, kendini kanıtlama merakı, ciddi özgüven problemli bi ton insanla uğraşmak çok yorucu.

ben huzur içinde sabah kalkıp sütümü içip tostumu yedikten sonra 15 dakika yürüyerek okula ulaşmak istiyorum. part time çalışabileceğim bir iş ve geçinmeme yetecek bir para kazanabilmek de istiyorum. etrafımda "bilmiyorum", "bir fikrim yok", "o konuda hiçbir şey okumadım" diyebilen ve sen böyle söylediğinde de seni küçümsemeyecek ve aynı frekanstan konuşabildiğim insanlar istiyorum. son iki yılda iyice gördüm ki ecnebilerle çok daha kolay, iyi ve kalıcı arkadaşlıklar kuruyorum. akşamları saat 6'dan sonra yakındaki bir parkta ya da kaldırımda -evet, kaldırımları olan bir şehirde yaşam istediğim bir gerçek- jogging yapmak istiyorum. tam dört ay önce üyelik başlattığım spor salonuna bir kez bile uğramadım. çünkü akşamları saat 8.30-9'dan önce evde olamıyordum. ve 2 saati aşkın ayakta sarsıla sallana ve tacize uğramamaya çalışarak yolculuk ettiğim için de maksimum 2 saat sonra uyuyordum. şimdiyse bu durum yerini 9.30-10'da evde olduğum bir saate ve ayaklarımı yüksek bir yere dayayıp dinlendirmeye çalışırken uyuyakalmaya bıraktı. velhasılı, akşamları spor yapmayı bırak, eve ulaşıp yatağıma girebilirsem kendimi şanslı hisseder haldeyim. oysa ben spor yapmak istiyorum. eve yürüyerek dönmek, yemek yapmak, ayaklarımı uzatıp paper'larımı okumak yahut yazmak, bazen de sinemaya filan gitmek arada haftasonları yakındaki ülkelere kaçamak tren yolculukları yapmak filan istiyorum.

haftaiçi yaşanan bunca keşmekeşten sonra haftasonları kapıdan burnumu bile çıkarmak istemiyorum. aylardır sinemaya tiyatroya gitmedim. dışarda işim biter bitmez kendimi eve kapatmak istiyorum. çılgınca alışveriş yapan ve parayı nasıl kazandıklarını asla anlamadığım teyzelere, sokakta avazı çıktığı kadar bağırarak oyun oynayan 20'ye yakın -o teyzelerin oğulları ve kızları olan- çocuğa, saçmasapan bir trafiğe, içinden insan taşan kafeterya ve barlara, 7 gün 24 saat bir kere bile boş olduğuna tanık olmadığım metrobüs ve metroya mecbur olmadığım tek bir saniye daha fuzuli yere katlanmak istemiyorum.

ve tabii sürekli ya iç ya da dış ama bi şekilde savaşın eşiğindeki bir ülkede de yaşamak istemiyorum.

bunu gerçekleştirmenin bir yolunu bulmalıyım. ve kafamda bi plan var aslında.

neyse..

sevgiler
jk

ps: muhterem kasabalı, hırslı, istanbul'u yenmeye, kendisinin ve dahi hepimizin hayatını bok etmeye kararlı din kardeşlerimiz... bu yazı size ithaf olunur, efen'im.

ps II: kaçış eylem planım başarılı olursa şişli'de bi billboarda "istanbul'u katlayıp uygun bir yerinize sokabilirsiniz, ben gidiyorum" diye ilan vermeyi düşünüyorum.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder