Aralık 25, 2012

dergiciliğin yahut benim dergiciliğimin sonu...


mehveş evin - newsweek de tarihe karıştı

sabah sabah gözlerimi dolduran bi haber aldım. dergici olmanın hayalini kurduğum lise yıllarımda bab-i ali'ye dair bir sürü hikaye / anı okudum. pek çok -o yıllarda çok önemsediğim- gazetecinin hayat hikayesini de bilirim. gazeteciliğe olan merakım ve tutkum yüzünden uyuşturucu kullanan ünlülerle ilgili kitapları bile okudum. benim için o dönemler bir kitabı bir gazetecinin çıkarmış olması okumak için yeterli bir gerekçeydi. yıllarca da o köşe yazarı onu yazmış, bu bunu yazmış, diye bik bik ötüp durdum.

bir de -huyum kurusun- insanların ismini kullanmak -soyismi eklememek- gibi bir huyum vardır. mesela örnek cümle şöyle bi şey: "aa! geçen sayıda ahmet de aynısından söz ediyordu." ahmet derken? ya da şöyle: " du-dur oğlum, geri al, bi' tane daha, evet, okan'ı gördüm sanki." okan kim? ahmet= ahmet altan okan= okan bayülgen

şöyle bir geri çekilip tablonun tamamına bakınca dünbeleğin teki olduğumu anlamak hiç zor olmasa gerek! bence hâlâ hayatta olduğum için -dümbelekliklerim yüzünden sinir krizi geçiren biri ümüğümü sıkmadığı için- yatıp kalkıp şükretmeli, çevremdeki herkese minnettarlığımı dile getirmeliyim. uzatmayayım; lise yıllarında "bu haberi ben yazmalıydım," diye gözyaşı dökerken ve gazetecilik mesleğini iyi tahlil edeyim diye bab-i ali'yi anlatan kitaplar okuyup dururken 2 şeyi kaçırmışım: Birincisi bu işi iyi tahlil etmek istiyorsan bab-ı ali'yi değil, II. meşrutiyet'i anlaman ve haliyle okuman lazım.... İkincisi de teknoloji çağı... İşte zamanın ruhundan bihaber bab-ı ali kafasını ruhunda taşıyan, eski kafalı ve oldukça genç bir insan olarak ben sektörün dönüşümünü/evrimini ki en iyi benim tahlil etmem gerekirken, "x generation" sonuçta, kaçırdım. ve nasıl oldu, anlamadım. şimdiyse keskin bir yol ayrımında olduğumuzu hissedebiliyorum. plaza gazeteciliğiyle yollarımız ayrılıyor. hatta belki de hiç birleşmedi.

***

bugün sonunda mücadelemin 2. haftasına girmişken gidip kan verebilmeyi başardım. gitmeden evvel bu satırları yazarken "şu anda delik deşik olmuş ve morarmış kollarıma bakıyorum," diye not düşeceğimden yüzde 100 emindim lakin hemşirenin başarısı benim de gözlerimi yaşarttı. tek seferde ve benim tansiyonumu düşürüp bayılma tehlikesi atlatmadan kan almayı başardı. tansiyonumun kan verirken düştüğünü söylediğimde bana tüpe bakmamamı söyledi ve ben de bakmadım. hehe! kan verirken tüpü izlemeyi severdim oysa ki! sanırım beni kan tutuyor, tansiyon mevzu bunun alameti olsa gerek.

***

yılbaşını beklemedim, yoga sınıfına kaydoldum. bu akşam başlıyorum. kararlı insan diye buna derim ben!

sevgiler
jk


ps: sanırım citizen kane'i izlemeye ruhen olmasa da zihnen hazırım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder