Temmuz 16, 2012

ev arkadaşım bir king kong!


geceye sakin başladım (hah siz hep güne başlıyorsunuz di mi? yaa yaağğ). ben de sıradan insanlar gibi geceleri uyuyabilmek istiyorum ama olmuyor. 1 milyon kere filan yataktan "zınk" diye sanki hiç uyumamış dostlarla sohbetteymişçesine kalkıyorum. dün gece de benzer bir geceydi. tam dalmıştım ki çok sevgili ev arkadaşım sabrina gece 1'de çamaşır makinesi çalıştırdı. tabii bende bir asabiyet başgöstermedi, desem yalan olur. ama sakinleştirdim kendimi. tekrar uykuya daldım. ancak üstünden en fazla 20 dk geçmiş olacak -kısa
program bitmişti- sabrina odasından adeta bir king kong gibi çıktı (neden güm güm sesleri eşliğinde yürüdüğüne hiç anlam veremiyorum oysa ben geceleri parmak uçlarımda yürüyorum) ve çamaşırları makineden çıkardı. yaptığı gürültünün bir yerde biteceğini ümit ediyordum lakin çok geçmeden bir posta çamaşır daha yıkamaya hazırlandığını fark ettim.

-sabrina! sabrina!
-efendim!
-çamaşır mı yıkayacaksın?
-evet
-sence biraz geç değil mi? saat 1...
- kısa programa atıyorum.
-ama saat 1... saat ondan sonra makine çalıştırılmaz.
-neden?
-uyuyamıyorum çünkü. ve...
-sen odanın kapısını kapat.
-sabrina'cım (inceden bir sinir yükselmeye başlıyor bu aşamada benden) anlamadın sanırım, saat 1 ve bu saatte sadece ben değil tüm apartman rahatsız olur bundan.
-ben odamdan duymuyorum makinanın sesini apartman nasıl duysun!
-(allah'ım sana geliyorum) sabrina'cım evin koridorunda konuştuğumuz 5. kattan duyuluyor, hatırlamadın mı olanları?
-sen odanın kapısını kapat. sabah işe gideceğim ben.
-ne güzel! diğer insanlar da işe gidecek ve şu anda kuvvetle muhtemel uyumak istiyorlar. saygısızlık bu. ne varsa bana söyle ben sabah hallederim.
-off tamam josephine, çalıştırmıyorum makineyi. sabah yıkayınca saygısızlık olmuyor sanki!

onu dünya gözüyle gördüğümden emin olmasam 2 metre boyunda 200 kilo ağırlığında ama fındık kadar beyni olan dev bir maymunun ev arkadaşım olduğuna yemin edebileceğim bir gürültüyle -söylene söylene- odasına gitti sabrina.

sonra olan bana oldu. sabrina'nın gürültüsü little cat b.yi uyandırdı. o da zaten kızıştı gene, güya ilaç vermiştik kısırlaştırma operasyonuna hazırlamak için. sonra gürültü yapmasın diye onu sakinleştirmeye uğraşırken bir hararet yaptım ben. grandma g'ye benziyorum yaş aldıkça. yastığımı kaptığım gibi göt kadar evin içinde yatacak yer aramaya başladım.

nitekim sürekli bu şehirde birlikte yaşama kültürü yok, diye şikayet edip duruyorum ya işte gece anladım ki o birlikte yaşama kültürü olmayan insanları çok uzakta mesela gecekondu mahallelerinde, tarlabaşının ara sokaklarında, uydu semtlerde filan aramamak lazım. çünkü esasında onların bir metropolde yaşama kültürü yok belki ama bir birlikte yaşama kültürleri var. işte anladım ki esas tehlikeli olan sabrina gibi kasabalı insanlar. çünkü onlar ne ordan ne burdan. şehirli olabilmek için en az 3 kuşak geçmesi gerek, demişti bir arkadaşım. onun sözlerini anımsadım, evet ve hak verdim.

ayrıca toplumsal bir arafta kalmışlık da söz konusu... ne batılı gibi bireyciyiz, ne doğulu gibi kolektif yaşam erbabı... istanbul da kalabalık ama mesela tokyolular gibi birbirine saygılı ve empatik yahut berlinliler gibi konformist ve kuralcı değil yurdum insanı. neden gece sifonu çekmenin bile hoş karşılanmadığı bir ülkede doğmadım, diye yakınmaktan kendimi alamadım sonra.

"anywhere but home" da neresi, diye düşünüp gitme planları yaparken grandma g'nin "git de bizim türkiyemize münkir gelmeyi bir gör," diyen sesi çınladı kulaklarımda. irkildim. sonra zaten oturma odasındaki kanepenin üstünde uyuyakalmışım.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder