Temmuz 16, 2012

central park vs bakırköy sahil

yattığım yeri tam 3 defa değiştirip evin içinde yatabileceğim her yerde birkaç saat buharlaştıktan sonra little cat b'nin mutfak tezgahından düşürdüğü tavanın sesiyle ok gibi fırladım yerimden. sıcağa little cat b'nin huysuzlukları da eklenince uykusuzluk beni gergin ve sinirli yaptı. saat 6'yı gösteriyordu ve saatin çalmasına henüz vardı. hızla giyindim, şapkamı bulamayınca da güneş kremini abartıp parlayan bir suratla çıktım dışarı.
rahatsızdım ya... hani gergin, huzursuz ve uykusuz... önce saçlarım rahatsız etti. at kuyruğu yapıp altını örmüştüm zira. sonra çoraplarım. sonra bir ara bin senedir giydiğim ve kesinlikle üretiliş amacı da koşu olan spor ayakkabılarım yani aslında koşu ayakkabılarım -ama ben onları sadece sarı oldukları ve renkli ayakkabı sevdiğim için indirimden almıştım, ha ara ara koşmadım mı, koştum otobüse olsun, metroya, kafede bekleyen arkadaşlara olsun. koşarak gittiğim yerler oldu- ayağıma vurdu sanki. bir daha rahatsız oldum. neyse bir ara anahtar düşer mi acaba diye tedirgin oldum. sonra yavaş yavaş tedirginliğim ve huzursuzluğum yerini bir huzura bıraktı, demek isterdim lakin nefessizliğe bıraktı. deli dürtmüş gibi kapıdan çıkar çıkmaz neden koşmaya başladığıma anlam veremedim, yavaşladım ama tıkandım da. sana buradan sevgilerimi gönderiyorum winston light!

derken sahile indim. çimleri suluyorlardı ve ortalık çamur deryasıydı. eleştirel gözlerle etrafı incelerken çamurlara da batmamaya özen göstererek bir taraftan da bir tempo yakalamaya çalışıyordum. sonra dikkatimi benimle birlikte koşmakta olan insanlar çekti. kaçınılmazdı bu! karşımdan emekli astsubay tipli bir amca ve arkadaşı, onun hemen arkasından hamilelikte aldığı kiloları vermeye çalışan her yeri erimiş ama götü göbeği yerinde duran bir kadın, az ötede terleme eşofmanlarının içinde "hışır hışır sesleri" çıkararak postacı filmindeki kemal sunal gibi yürüyen çam yarması gibi başka bir kadın ve benzerleri... ve tabii istisnasız hemen hepsi "bu korkuluk kılıklı kızın ne işi var burda bu niye gelmiş," dercesine baktı. çünkü onlarla kıyaslayınca -ki zayıf bir insanım- gerçekten manken filan sayılabilirdim. hele ki o güruhun içinde pembe pötikareli şortum ve sarı ayakkabılarımla fark edilmemem bana haksızlık olurdu en hafifinden. o yüzden o kıskanç bakışlar altında tempomu bi' "tık" artırdım. ahha-ha!

ama beklenen olmadı. istiyordum ki arkamdan bir "boulevard of broken dreams" çalsınlar (hem ambiyansa da uygun) ama yok! hep kandırılıyoruz. neden? neden ama? neden bize amerikan yapımı romantik komedilerde bu sabah koşusu sahnesini başka türlü gösteriyorlar. mesela kate hudson koşuyor central park'ta, onun arkasından birden şahane bir müzik yükseliyor, sağından solundan fit ve yakışıklı beyaz yakalılar geçiyor. ben de koşuyorum. ama bende işlemiyor. o central park'ta koşan hoş ve fit adamlarla, karizmatik kentli kadınlar neredeler allaam yea? kalan 3 gram aklımı da yitiriciim şimdi sinirden.

sonra silkelenip kendime geldim. yok aslında sahilin ilerleyen bölümlerindeki koku kendime getirdi beni. kanalizasyonu denize bırakıyorlar galiba. ortalık leş gibi kokuyordu. "bakırköy sahilde ancak bu kadar olur," dedim ve ilerlediğim yolu gerisin geriye dönmeye başladım. bizim bir central parkımız mı var? yok! ne yani, istanbul'da central park var da biz mi koşmadık? neyin asabiyeti bu, dedim kendime.

esas trajik soru dönüş yolunda aklıma geldi tabii. şortumun cebi olmadığı için ve de gani gani yer olduğu için sütyenimin içine sıkıştırdığım anahtarlarımı oradan nasıl çıkaracaktım? işte esas olay buydu. evden çıkarken çok mantıklı gelmişti bu fikir ama şu anda hiç de öyle parlamıyordu. central park filan yalan oldu tabii, tutuştum bir ara. söylendim kendi kendime. ama köşeyi dönerken karşıdan gelmekte ve işe giderken müzik dinlemekte olan genç beyaz yakalıyı fark etmeme engel olamadı bu durum. zaten düşün düşün boktur işin, demişler. bir umut o rezilliği sokakta yapmak zorunda kalmayayım en azından apartman kapısı açık olsun, diyordum. o da gol olmadı. iş başa düştü ve terden iyice aşağı kaymış olan anahtarları girdikleri delikten mahallenin ortasında çıkardım. daha iyi bir çözüm üretene kadar yarın da aynını yapıciim.

sevgiler
josephine k


ps: fotoğraf seçmek bile çok zor oldu hepsi birbirinden güzel zira;)


1 yorum:

  1. Paylaşımlarınızın neredeyse hepsi bilgilendirici ve ilginç. Vip danışmanlık şirketi olarak teşekkür ederiz ve devamını dileriz.

    YanıtlaSil