Haziran 27, 2012

"not check" list / ilişkilerde yapılmaması gerekenler

kadın erkek ilişkilerinin hem aslında "unique" hem de birbirinin aynı olduğunu bilirim. başkalarının ilişkileri hakkında atıp tutmanın ne kadar yersiz olduğunu da... insan eleştirdiğini yaşamadan ölmezmiş, derler ya hani, bugüne dek eleştirdiğim hemen her şeyi özellikle kadın erkek ilişkilerinde bizzat tecrübe ettiğim için artık bu konuda ağzımı açmıyorum. ancak yine de bir tür king kong olan ev arkadaşımı -bu defa bir dişi kişi ve evet yine taşındım- birkaç gündür kadın erkek ilişkileri konusunda gözlemliyorum ve nasıl bu kadar başarılı bir "kezban" olabildiğine şaşıp kalıyorum her defasında.


şimdi sevgili ev arkadaşım sabrina, çalıştığı yerden bir iş arkadaşıyla aynı zamanda da -kendisi öğretmen- kendinden birkaç yaş küçük öğrencisiyle sözüm ona kırıştırıyor. dün gece kırıştırdığını sandığı öğrencisiyle ilk defa -rahat 2 aydır telefonda saatlerce bok püsür konuşup duruyorlar, hayır ben çok geveze bir insanım ben bu kadar konuşacak konu bulamıyorum pes!- bir kahve içecekler amma ve lakin iki teenage on yüz milyon mesajdan sonra randevulaşıp buluşamadılar, pes! yani akıl verir gibi müdahale etmekten kaçınıyorsam da yine de müdahil olmadan duramıyorum Sabrina'nın erkeklerle olan ilişkilerine. şunu da itiraf etmem gerekiyor ki ben bugün bu noktadaysam ben de bunu eski ev arkadaşlarımdan aldığım akıllara borçluyum, zira ben de hemen her türk kadını gibi teenage iken bir kezban'dım, idealist kezban hem de. (bu arada "idealist kezban"lar tamamen başka bir yazı konusu olmalı, şu anda onu fark ettim.)

Sabrina'nın ilişkisinden yola çıkarak basit ve pratik biçimde ilişkinin iplerini elinde tutmanın ipuçlarını sıralamak istiyorum. yani yapılmaması gerekenleri... klasik ilişki hatalarını... yoksa yapılması gerekenler diye bir reçete yok, bunu bilin ve okumaya öyle başlayın! her ilişkinin kendine has bir mayası var. insan kendisinden başka biri olmaya çalışmadıkça süreç tıkır tıkır pekala işliyor. demem o ki su akıp yatağını buluyor.

işte bir ilişkide yapılmaması gerekenler listem:

"o"nun istediği ya da hayal ettiği gibi biri olmaya ve onu istediğin forma dönüştürmeye çalışmamak... bu hem yorucu hem gereksiz... ama uyarayım, "ben böyleyim," deyip her tartışmanın içinden hiçbir sonuç almadan, hiçbir olumlu adım atmadan çıkın, demiyorum. ikisi güneş ve ay kadar farklı...

her şeyi, güne dair tüm detayları anlatmamak ve gerçekleri olduğundan farklı anlatmamak... ne bileyim ayakkabının sıkmasıyla, oje rengiyle, cilt bakım ürünleriyle filan erkekler gerçekten çok ilgilenmiyor. kadınlar da erkeklerin gereksiz ego şişirmeleriyle "gerçekten" ilgilenmiyor ve bunlardan etkilenmiyor. emin olun bir kadın, patronunuza ya da hocanıza gerçekten neleri söyleyip neleri söyleyemeyeceğinizi biliyor.

karşındakinin özel alanına gizli saldırılar düzenlememek, kendine ait yaşam alanını itinayla muhafaza etmek... bunu da hiç kimse için değil kendi özgürlüğün için yapmak gerekiyor. örnekse cep telefonunu, bilgisayarını, çekmecelerini kurcalamak, zamanlı zamansız sürekli aramak, telefonu açmadığında ya da açamadığında deliler gibi tekrar tekrar aramak hatta 2. kez bile aramak lüzumsuz... hele hele mailbox'ların, feysbukun tivitırın, kredi kartlarının filan şifresini vermek, erkenden evin yedek anahtarını vermek filan tümden delilik... özetle "özel alan" kesinlikle bir güven verme/güven duyma mecrası değil.

net olmak ve karşılık beklemeden bir şeyler yapmak çok önemli... hatta şöyle söyleyeyim karşılık beklenecekse hiçbir şey yapmamak bile karşılık bekleyerek bir şeyler yapmaktan makbul, bir ilişkinin geleceği açısından... trip atmanın kadın ya da erkek adına bir fayda, bir hayır sağladığını görmedim bugüne değin. genelde -gözlemlerime dayanarak söylüyorum ki- genç kadın ve erkeklerde naz yapmakla trip atmak arasındaki farkı bilmemek gibi bir durum söz konusu... seyrek hatta çok seyrek olmak koşuluyla naz yapmak ilişkiye renk katar, trip atmak ise uzun vadede öldürür, bunu aklınızdan çıkarmayın!

bazen biraz karşı tarafın -isterse tabii- yalnız aktivitelerine katılım göstermek de önemli tabii. örnekse, futbol maçı izlemeyi çok seven bir adama derbi olduğu gün başka bir aktivite teklif etmenin bir anlamı yok. illa adamı görmek istiyorsanız birlikte izliyormuş gibi yapılabilir. adam maçı izler sen de adamı izlersin, olur biter. ha ama ben bunu yaptım, karşımdaki de sırf ben istiyorum, diye benimle alışverişe gelsin ve mango'da mal gibi saatlerce otursun, türünden bir karşılık beklememek gerekiyor. yapmak istemedikleriniz ve istedikleriniz konusunda net olmanızda yarar var, kimseye istemediği bir şeyi zorla yaptırmanın bir faydasını görmedim ben bugüne kadar. ayrıca kimse müneccim bokuyla beslenmiyor, karşınızdaki de insan ve kafanızın içinden ne geçtiğini sizi on yıllardır tanıyor olsa bile tahmin edemeyebilir.

kıskançlıklar... bu konu en çelişkili ve insanların adeta siyah ve beyaz olarak iki kutuba ayrıldığı bir konu olmakla birlikte, benim kesin ve net olarak karşısında olduğum bir mecra... kıskançlık da ilişkiyi uzun vadede öldürür. biliyorum, sevgilinin sizsiz gittiği bir aktivitede yanında bol makyajlı ve tanımadığınız başka dişi kişilerle çekilmiş fotolarını feysbukta etiketlenmiş biçimde görmek dünyanın en hoş şeyi değil. evet, biliyorum insanın eti koparılmışçasına canını da yakıyor. evet, evet hepimizin midesinde bir alev topu oluşuyor ama yalnız değilsiniz hepimizin başına geliyor. derin derin nefes alıp o fotoları kapatmak en hayırlısı... sinirlenmek, sevgiliye çemkirmek filan çok gereksiz... kıskançlık öyle bir duygu ki onu ilk hissetmeye başladığınız anda kontrol altına almayı -tabii ki hissedilen duygudan söz etmiyorum, duygularını kontrol edebilen insan görmedimse de tepkileri ve davranışlarımızı kontrol altına alabiliriz- başaramazsanız bataklık gibi sizi içine çekip boğuyor. tiz elden kellesi vurula! ayrıca seven insan kıskanır mı, evet kıskanabilir ama illa ortalığı yakıp yıkıp küle çevirmez. kıskanmıyorsa bu da illa sevmediği anlamına da gelmez. kaidesi yok bu işin!

yine gözlemlerime ve dost meclislerinde yapılmış sohbetlere dayanarak şunu söylüyorum ki; evet, erkekler güzel kadınlardan gerçekten etkileniyor ama bu onları hayatlarında istedikleri anlamına gelmiyor. erkekler karizmatik, kendi kararlarını veren, kendine ait bir yaşamı olan, kendine özgü -nevi şahsına münhasır- kadınlara aşık oluyorlar. çocuk sesi yapan, sürekli şikayet eden, sürekli ilgi bekleyen, beklentileri yüksek, olumsuz, asık suratlı ve tuhaf ilişki stratejileri izleyen ve bilakis kendini çok akıllı sanan ya da karşısındakinin zekasını küçümseyen insanlar ilişkilerinde sürekli mutsuz ve umutsuz... aksine denk gelmedim. ha bir de prenses sendromlu kadınlar ve prensini arayanlar var onlar da sürekli mutsuz ve yalnız... unutmamak gerekir ki kimse vazgeçilmez değil, kimse unutulmaz da değil. o yüzden esas olan birlikte iyi zaman geçirmek... mümkünse iyi geçirilmesi olasılığı olan bir zaman dilimini gereksiz yere kendinize de karşınızdakine de zehretmemek önemli.

yine yapılmaması gereken ama en sık yapılan saçmalıkların başında gelen bir diğer hata da karşındakine bir takım sınırlamalar ve kurallar ve dahi yasaklar koymaya kalkmak... bunu yapmayın, yapan insanlarla da olmayın. tek diyeceğim budur! ilişkiler birbirini sınırlamak, germek için değildir, önce biraz da bu "bu topraklara has, buram buram arabesk kültürü kokan ilişkiye bakış açısı"ndan kurtulmak gerekiyor.


ilişkiyi hemen "ev"e taşımamakta yarar var. iki insanın dışarda birlikte ve birbirinden bağımsız yapacak bir şeyleri olmalı. hızla ev ortamına çekilen ilişki karşılıklı olarak birbirinin bedeninden alınan keyif gibi hızla tükenip gidiyor. ama bu tümseği aştınız diye rahata ermiyorsunuz çünkü bu defa da dışarda sürekli yapışık ikizler gibi olmak tehlikesiyle baş başa kalıyor çiftler ki bu da ilişkinin tükenme hızını artıran başlıca unsurlardan...

konsepte uymayacak, biliyorum ama bir ilişkinin iplerini elinde tutmanın kilit stratejisi, olmazsa olmazı "strateji izlememek"ten geçiyor. sonuçta her ilişkinin mayası farklı, herkes kendine özgü ve aslında herkes bencil... bu saydıklarımı da insan, karşısındaki ya da ilişkinin iplerini elinde tutmak için değil, kendisi, kendi mutluluğu ve akıl ve ruh sağlığı için yapmamalı zaten.

dev bir egodan bahsetmiyorum ama kendine güvenen ve kendine ait günübirlik planları olan her insan zaten ışıldıyor.

ps: bunları yaparsanız kalbiniz kırılmaz, aldatılmazsınız, o ilişkiden sonra ayrılık acısını kolay atlatırsınız, demedim. ne demişler?prensini bulana kadar pek çok kurbağayı öpmek zorunda kalabilirsin.

ps II: tüm bu yazdıklarım maksadını aştı mı bilmiyorum. bunları ben yapmam, yaşamam gibi üstten bakan bir edayla ve akıl vermek gayesiyle yazılmadı bu yazı. sadece ilişkilerimden sonra kendime karşı acımasız oldum, eleştirileri dinledim ve kendimi değiştirmeyi denedim. ben de yaptım hatta yapmaya devam ettiklerim de var aralarında. ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim deneyip bıraktıklarım/ kendimi kurtardığım her bir hatadan sonra daha mutlu bir kadın oldum. yüklerimden kurtuldum ve rahatladım.

ps III: foto ağır dozajda mesaj kaygısı içerir! :)

sevgiler
josephine k


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder