Mayıs 26, 2012

german guy

yazmaya ihtiyacım var bu gece. sınav arefesi... tipik öğrenci triplerindeyim galiba. her neyse... fakültede bir erasmus öğrencisi ile -ben ona german guy diyorum- lise yıllarımdaki gibi bakışmalı bir "pre-relation" yaşadım. kendimle ve hayatımı düzene sokmaya çalışmakla o kadar meşguldüm ki bir türlü tanışmaya fırsatım olmadı. halbuki çok kez önümde arkamda filan oturdu. şimdi tabii sınav dönemi geldi ve pek ortak dersimiz de yok ve sanırım onu gitmeden önce en fazla 2-3 kez daha görebilirim. en azından birbirimizin e-mail
adreslerini alabilir ya da face'ten ekleyebilirdik, yazık oldu.

inceden de üzülmeye başladım. türk erkekleri o kendini beğenmiş halleri, o aptal bakışları, o bin yaşına da gelse büyümeyen kafalarıyla gerçekten içimi daraltıyor. oysa german guy'ın her halinden "olduğu gibi biri" olduğu belliydi. mesela reddedildiği zaman "derdim seni tavlamak olsaydı, inan bunu başarırdım," demeyecek türden biri... o kadar doğal ve güleryüzlüydü ki! insanın gerçekten güvenmekte çok zorlanmayacağı, dürüst davrandığından ve arkadan bir takım işler çevirmediğinden emin olabileceğin ve o güvensizlik yüzünden senin de gizli saklı işler çevirmeyeceğin biri... aldatırsa gelip insan gibi "i cheated on you" diyebilecek ve benimle kalmak istiyorsa -mesela- insan gibi özür dilemesini de bilecek biri... uzun ilişkilerde duygusal olmamak ve gerçekten aynı insanla 2. kez olmamak kaydıyla küçük kaçamakları normal ve hatta gerekli değerlendiriyorum. bu ön bilginin akabinde bu işi de gözüme sokmadan efendice yapabilecek ve bana da öyle bir alan sağlayacak biri...benim hayatımın merkezi olmaya çalışmayacak, başlarda ya da elde etmeye çalışırken beni hayatının merkezi yapıp bunaltmayacak ondan sonra o saçma davranış biçimine alıştırıp iki gün sonra da sıkılıp attan düşmüşe çevirmeyecek biri... yani istikrarlı biçimde sevebilen iki uç arasında savrulup durmayan biri... mesela birlikte "birlikte seçilmiş bir filmin" izlenebileceği biri... alabildiğine sıradan ve sıkıcı bir "uzun" ilişkiyi paylaşmaya hazır biri... kumandayı paylaşmayı bilen biri... eve geldiğinde benimle birlikte mutfakta yemek yapabilecek biri... çok yemek yemeyen ama yemek de seçmeyen biri... (bu arada türk kası esprisini bu çocukları gördükten sonra iyice kavradım. arnıld şivatzenıgır filan değil hiçbiri ama yandan bakınca bütün bir kavunu yutmuş gibi de görünmüyorlar. fitler.) muhteşem egosuyla yaşam alanımı ve beni darlatmayacak biri... durduk yere benim de ego yapmamı gerektirmeyecek bünyesindeki huzur ve dinginlikle bana da huzur verecek biri... mesela telefonda herhangi biriyle konuşurkenki ses tonuyla evdeki arasında, düşüncesi ve davranışı arasında fark olmayacak biri... ne bileyim ağzı başka penisi başka söylemeyecek biri... gün gelip daha güzel bir kadın ya da saplantılı lise aşkı için aramızdaki her şeyi bir kibrit aleviyle küle çevirmeyecek biri... yan yana oturup kitap okuyabileceğin ya da hiç konuşmadan veya hiç sevişmeden de öylece sessizliği sıkılmadan paylaşabileceğin biri...

bilmiyorum. giderayak iyiden iyiye hoşlanmışım çocuktan... ve tabii rengarenk çocuklarımız olabilirdi. o kadar sarışın ve o kadar derin bir mavi ki gözleri... bu kadar birbirine fiziksel yönden benzemeyen iki insanın çok güzel ve rengarenk çocukları olabilirdi bence. ben çocuk sevmem gerçi ama sanırım varsayımsal "german guy" iyi bir baba olabilir, o ışık var onda, o yüzden ondan çocuk doğurmak da yapım ve yayın aşamaları dahil olmak üzere her şekilde keyifli olabilirdi. negsel hem çok dilli hem çok renkli bir aile olabilirdik. ellerini de beğenmiştim -el önemli evet-. üzülüyorum şu anda, evet. ama ismini bile bugün tesadüfen başka bir erasmus öğrencisinden öğrendim ve nasıl yazıldığını bile bilmiyorum.

uzun zaman olmuştu böyle bakışmalı bir flört yaşamayalı. bir yandan ne kadar heyecan verici olduğunu da hatırlamış oldum german guy sayesinde. heyecan demişken aklıma geldi, german guy'la birinde bir sebepten konuşmanın eşiğine geldik, birbirimize gülümsedik ve o özür diledi. işte o an -sadece birkaç saniye- göz göze geldik ve kalbim ağzıma geldi. anladım ki lise aşkım harold'dan beri -onunla da bakışmalı bir platonik ilişkimiz vardı- kimse böyle kalp çarpıntısı yapmamış bende. 

bu çocuğa çok aşık olabilirdim ama artık çok geç. çok aşık olmak çok güzel ve bir o kadar da yıpratıcı olabilirdi ama neyse... dedim ya artık çok geç. hem zaten benim sevgilim var, yani en azından namzeti mevcut.  


ps: internette bebek fotoğrafı aratırken de kendimden geçmek üzereydim yalnız. german guy bile olsa bebek için kendimi hazır hissetmem umarım 7-8 seneden uzun sürüp tohuma kaçmama neden olmaz. babam çok üzülür. hoş gerçi babam çocukları ecnebiden doğuracağımı duyunca da üzülür ama sonra çocuk olunca geçer bence. şaka bir yana şöyle bakınca şirin gibi ama aslında derinlemesine düşününce çok korkunç. evet.

2 yorum:

  1. Siz yabancı hayranısınız. Durumunuz psikolojik. Türk erkeğini yargılaamdan önce dönp de bir kendinize bakın. Türk erkeğinden ilgi bekleyen sizler bir de ilgi göstermeyi bekleseniz. Türk erkeğini kontrol etmek isteyen sizler iş yabancıya geldi mi birden demokrat oluyorsunuz. Sizin benliğiniz yabancılaşmış, özünüzden kopmuşssunuz. Sizin için bundan sonrası çok zor. Çünkü psikolojik durumunuz pek iyi görünmüyor.

    YanıtlaSil
  2. wow! siz böyle sinirlenince ben çok gülüyorum. birilerini kontrol etmek istediğim sonucuna nasıl ulaştın, bilmiyorum ama yabancı hayranıyım, evet. hiç gizlemedim bunu. sevgiler :)

    YanıtlaSil