Ağustos 15, 2011

Votkam İstanbul ama sen beni kusma ne olur!

Uçları sıyrılmış ojelerimle, dantelli çorabımın üstüne giydiğim sandaletlerimle ve devasa büyüklükteki hasır şapkamla ısrarla tutuyorum İstanbul'un bir araya gelmeyen iki yakasını. Bırakmamacasına... Direnerek...

Nedense bu kentte hiç sular durulmuyor. Bana...



Geldiğim günden beri sürekli kusmaya çalışıyor bu şehir beni. Bir türlü hazmedemedik birbirimizi. Votkam benim... Ne zaman içsem geceyi yerlerde, klozet tepelerinde öğürerek geçirdiğim votkam İstanbul. Sevdiğim içmeye doyamadığım ama her içişimde alışmak şöyle dursun beni hep bir öncekinden fena benzeten votkam...

Her insana biri / bir şeyler karşılıksız sevmeyi öğretir.

Bu kimi zaman ipe sapa gelmez bir adam olur; kimi zaman şehirli, seküler, zengin bir kadın; kimi zaman bir kedi-köpek; kimi zaman bir çocuk. İstanbul'da yaşayan idealist bir kadın ya da erkek içinse çoğu zaman İstanbul olur. İşte bana karşılıksız sevmeyi öğreten platonik sevgilim İstanbul... Aç, evsiz, yorgun, işsiz, ölümüne yalnız bıraksa da sevmekten bir türlü vazgeçemediğim votkam İstanbul... Yüz çevirdikçe daha çok aşık olduğum ipe sapa gelmez adamım İstanbul... Uğruna her şeyden ve herkesten hatta artık aşkıma karşılık beklemekten bile geçtiğim, beni döve döve, dallarımı köşelerimi yonta yonta, hamurumu yoğura yoğura benden geriye hiçbir şey bırakmayan tavizsiz mürebbiyem benim...

Geçtim artık her şeyden.

Sadece sıradan, normal bir yaşam istiyorum. Yalvarırım öğüt artık beni de. Bu kadar uzun bir sindirim mi olur.

Kusma, ne olur, tek isteğim budur!

josephine k
Votkam İstanbul ben seni kustum, sen beni kusma ne olur!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder