Ağustos 08, 2011

Bir sen misin akıllı?

Bir şeyler yazmak istedim. Zaten ne geldiyse başıma bu yazmak sevdasından geldi. Olamadım şöyle ailemin öngördüğü gibi "normal" bir yaşama sahip, yapması gerekenleri zamanı geldikçe tek tek yapabilen, normal bir insan...

Önünde sonunda duyacaktım bunları zaten, ya ailemden ya arkadaşlarımdan ya sevgilimden. Demek ki zamanı gelmiş, diye düşündüm sadece. Yakın bir arkadaşım vurdu gerçekleri sonunda yüzüme, tam olarak aklından geçtiği biçimde. Gayet netti cümle: "Josephine yüzlerce insandık fakültede bir sen mi akıllıydın, bu mu yani?" Yok aslında. Ben akıllı filan değildim, hâlâ da değilim. Ben sadece romantiktim, sadece daha
korunaklı bir yaşamın içinden çıkıp gelmiş, çok idealist ve diğerlerine göre "daha çocuk" bir öğrenciydim. Bütün mesele bu...

Üniversite okumaya başlamadan evvel kendi çapında başarılı bir eğitim hayatım olmuştu, istediğim her şeyi elde etmiştim -yanlış anlaşılma olmasın istediğim tüm bunları kendi çabamla ve ziyadesiyle çalışkan olduğum için elde etmiştim- başarısızlıklar boynuzumu kırmamıştı henüz ve hayat öyle gider sandım. Çok istersen, çok emek verirsen başarılı olursun, doğal olan bu, sandım. Daha önce kimse bana şans faktöründen, emek yoğun üretimin sermaye yoğun üretim biçimlerine yenik düşeli hayli zaman geçtiğinden, aşk faktöründen ve erkeklerin varlık amacının kadınları üzmek olduğundan, ailelerin sadece işler istedikleri gibi gittiğinde insanı desteklediğinden aksi halde en acımasız ve sert eleştirilerin onlardan geleceğinden, insanın çevresinde sevdiği / sevmediği herkesin zor zamanlarda buharlaşıp gittiğinden, dahası sürüden olmazsan kurtların sadece kendi aralarında gülüştüğünden ve bunun bile yeterince moral bozucu olabildiğinden filan söz etmemişti. Düşünsene orada bile beklenti büyük, kurtlar yiyecek diye çıktığın yolda kurtların seni yemeye bile layık görmemesinden büyük hayal kırıklığı mı var?

Mesela hiçkimse bu memleketin "aydınlanmacı diktacı" kaderini nasıl okumam gerektiğini söylememişti bana. Bazı mesleklerin sadece erkenden aydınlanan ailelerin çocuklarınca icra edilebileceğini, belli köşe taşlarının hep birileri tarafından tutulmuş olacağını, bazen kıçını yırtsan da olmayacağını, olamayabileceğini, hele hele "had" meselesini... Bunları hep tecrübe ederek öğrenmek zorunda kaldım.

Bunları tecrübe etmeye uğraşırken de normal bir insan olmanın gereklerini yerine getirmeyi kaçırdım, ihmal ettim.

Velhasıl bazı yollar var ki girdiğiniz anda başarısız olacağınız belli olsa da artık girmişsinizdir bir kere, öyle bir yoldayım işte.

Kırmızı kendini akıllı sanıyor ama en saf o, haberi yok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder