Aralık 12, 2010

yazmak ya da yazmamak, işte bütün mesele bu!

Bir pazar sabahı önceki güne nispet edercesine güneşli, yağmurdan kardan eser olmayan nicelik itibariyle yeni nitelik itibariyle diğerlerinden farksız geçeceğini tahmin ettiğim bir kış günün ortasında uyanıp elimi yüzümü yıkamadan yazma ihtiyacı hissedişim şüphesiz ilk değil.

Ben de Efrasiyab'ın Hikayeleri gibi zengin ve dolu olduğu kadar sürükleyici ve keyifli hikayeler anlatabilmeyi isterdim; kimbilir belki günün birinde yapabilirim de.

Pazar pazar kalkıp edebi kaygılarla yazmayacağım. Hâttâ yazmaktan vazgeçeceğim. Little Cat B. (ondan bu şekilde bahsedeceğim) bilgisayarın başına oturduğumdan beri masada yaptığı çılgınca manevralarla ve devirdiği kül tablasıyla zihnimi ve dikkatimi hayli dağıtmış durumda... Zaten acıktım, tuhaf mahallemde tuhaf bir yürüyüşe çıkıp ucuz perakende zincirlerinden peynir, domatesimsi erikler, simit ve yumurta alayım bari. Eve gelince de çay demler, sucuklu yumurta yaparım. Buna daha çok ihtiyacım var galiba.

Hem zaten yarın simit fiyatları zamlanacak, değil mi?
Josephine K.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder