Aralık 12, 2010

Village Tahiti

Gerçek bir sucuklu yumurta deneyiminin ardından masayı topladık, uzatmalı sevgilim uzun sindirim seanslarından sonra boşaltım işlemini gerçekleştirmek üzere radyosunu açıp tuvalete girdi. Ben de tekrar neredeyse benden başka kimsenin okumadığı blogumu yazmaya döndüm. Evet, tam 3 gündür blog yazarıyım ve henüz kapağı açık unutulmuş gazoz gibi gazım kaçmadı. Ben de yer yer kendime şaşırsam da henüz erken olduğunu düşünüp panik yapmıyorum. Yoksa nasıl tahammül ederim istikrarlı biçimde bir şeyi sürekli yapmaya?



Little Cat B. camın önündeki hâlâ açılmamış bir takım kitap kolilerinin üstüne yatmış ancak camdan dışarı bakmak yerine ters ters bana bakıyor. Şaka bir tarafa bu eve taşınalı neredeyse 3 ay oldu ama hâlâ açılmamış kolilerimiz var. Fakirliğin gözü kör ossun! Gün artık akşama dönmeye başladı ve Little Cat B. ters ters bakmaktan uyuklama moduna geçti. Ne zaman uzatmalı sevgilim hakkında bir takım negatif duygular içerisinde olsam ya da dedikodusunu yapmaya hazırlansam bu şıllık kedide bir afralar tafralar ki sormayın gitsin.

(Bu arada o kadar çok bölünüyorum ki sanırım bilhassa itiraflarımı yazacağım zamanlar yalnız olmaya özellikle dikkat etmeliyim.) Uzatmalı sevgilim az önce ısınabilelim diye elektrikli soba yaktığımız salon kapısını açıp "Bir türk kahvesi içsek ya" dedi ama ben bilgisayarın ekranını her geldiğinde öne eğdiğim için yüzünden belli belirsiz bir gölge geçti. Ben de onu çay yapması konusunda ısrarcı davranarak savuşturdum, kahveyi benim yapmam gerekir ama çayı kendisi de demleyebiliyor. Her neyse... Bundan yani bu blogdan yani esas ben Josephine K'dan haberi olmasını gerçekten istemiyorum; çünkü gerçekten maskemi en azından burada da çıkaramazsam yüzümde pişik olacak artık!

Bilgisayar başına oturmamın esas sebebi küçük ve kendimce komik bir anımı anlatmaktı. Grandma G. onu ziyarete gittiğimde bana bitki çaylarını sevdiğimi bildiğinden bir kutu "su geçmiş" ecnebi çayı verdi. Ben de büyük bir mutlulukla bir bardak sıcak suyun içine çayı attım ve masada konuşmaya başladık.

-Ne yazıyor üzerinde?
-Tahiti çayı. İşte içinde ananas ve bla bla...
-Haa! Nerenin, bi' yerin köyüydü o Tahiti.
-Ne köyü Grandma Pasifiklerde bir ada o.
-Haa! Öyle miydi?
-Grandma Anadolu'nun neresinde ananas yetişir!?
-Canım illa buranın köyü mü olması lazım, Pasifiklerin köyüdür.

Gaugin'in "Tahitili Kadınlar"ı
Josephine K.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder