Ağustos 12, 2012

i messed up!

ön not: bu benim 2. postumdu, blogumda yaptığım düzenlemeler sırasında buraya çıktı, ben de bi' cacık anlamadım.

Kurtlu gibi duramadım yine yazıyorum. Biliyorum ki kurtlarım çabucak dökülür ve iki gün sonra bu blog da "yapılmayı bekleyen işler" listemde kendine bir yer edinir ve zamanla ben şifrelerim dahil olmak üzere bu blog ve bu bloga dair her şeyi unutur giderim. Ner'den mi biliyorum? Daha önce de bloglar açtım, ne kadar sıkıcı ve kasıntı bir insan olduğumu bloglar vasıtasıyla hayat bir kez daha yüzüme vurdu. Sosyalleşebilen insanları gerçekten kıskanıyorum.



Ve yine itiraf etmek gerekirse maymun iştahlıyım. Bir kitap yazmaya başladım, çocuktum. Hiç unutmam,1990'ların ikinci yarısı ama tam olarak sene kaç hatırlamıyorum. Ortaokula gidiyor olmalıyım. Yazmaya "önsöz"den başladım. Türkiye'nin Avrupa Birliği rüzgarında oradan oraya savrulmasındansa öncüsü olduğu bir Asya Birliği'nden filan söz ediyordum. Heyhat, ne gam... Yaz tatili ve saçma sapan işlerle uğraşıyorum her zamanki gibi. İnip sokağa "maallenin çocuklarıyla yakan top, ip atlamaç, yok yere bağırmaç filan oynasana be çocuk! Ama yok, illa fındık kadar aklınla boyundan büyük işlere karış...

O kitap tabii ki 1,5 sayfalık yarım kalmış bir "önsöz"den öte gidemedi. Şimdi düşününce iyi ki de gitmemiş, diyorum. (Yok, aslında demiyorum; bu modern ve benmerkezci dünyanın en megaloman insanlarından biriyim ve tabii ki koftiyim ama kendimi her şeye rağmen çok akıllı buluyorum. Tırnak kadar veletken Asya Birliği filan düşünüyorum, şahane aslında! Ama evet, sıkıcı bir o kadar da...)

Ben tabii 10'lu yaşlarımın başlarından 20'li yaşlarımın başlarına / ortalarına dek pek çok kereler uzmanlık alanım olmayan çeşitli konularda kitap yazma girişimlerinde bulundum. Buna yine ortaokul yıllarımda yazmaya giriştiğim matematik soru bankası da dahil... Hatta bir tanesini hâlâ oldukça yavaş bir tempoda yazmaya devam ediyorum. Aslında kimse basmayacak, biliyorum ve edebiyat yarışmaları filan fasa fiso. Ahbap çavuş ilişkisi gerektiren sularda ne ahbabım olmasına ne de çavuş olmama rağmen çok yüzdüm şimdilik boğulmasam da karayı hep hayâl ettim, hiçbir zaman göremedim ama henüz boğulmadım da. "Bindik bir alamete gidiyoz gıyamete" durumları yani... Ve aslında hep işçi bir babanın kızı olarak beni bekleyen kaçınılmaz son olan memuriyet yaşamından kaçtım.

Şu anda tablonun tamamına baktığımda görebildiğim tek şey; ecnebilerin deyişiyle "messed up"

Evet, sıçıp batırdım ve korkarım tüy dikmeye hazırlanıyorum.


Josephine K.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder